Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Tarihe Küresel Bakış

“Türkler: Bin Yılın Yolculuğu” sergisinin İngiliz Kraliyet Sanat Akademi’sinde açılmasına fikri ve maddi katkıda bulunanları kutlamak gerekir. Çünkü tarih, toplumların kendilerini ve ‘ötekileri’ tanımlamada kullandıkları bir araç olarak görülüyor. Avrupa ise, tarihini Türkleri ‘öteki’ olarak nitelendiren ve kendisini iyi ve güzel gösterirken, Türkleri barbar ve bağnaz gösteren şekilde kaleme almış. Bugün AB üyeliği sürecinde aşılması gereken en önemli konulardan birisi de yüzyıllardır Avrupa’nın atasözlerine, masallarına girmiş olan bu Türk imajının değiştirilmesidir. Bu nedenle, Türklerin savaşçı özellikleriyle değil, kültürel birikimleriyle tanıtılmasını sağlayan bu etkinlik önemli bir adım oluşturuyor.

Ancak, bu önemli etkinlik bile tarihe bakış açısından yeni bir paradigma sunmuyor. Bu nedenle başlığı “Türkler” olan bir etkinlik ancak sınırlı bir entelektüel kesimi etkileyebilecek, toplumda kuvvetli önyargısı olanları ve Türklere ilgi duymayan geniş kesimlere yeterince hitap edemeyecektir.

Tarih konusunu sadece kimlik tanımlama aracı görmek doğru değildir. Tarihe bakışta gerekli olan paradigma değişikliği tarihin sadece geçmişle ilgili olmadığı, esas gelecek için yol gösterici olması gerektiğidir. Bu nedenle, tarihimizi incelerken ve çeşitli etkinliklerde dünya kamuoyuna sunarken sadece geçmişin tanıtımı olarak değil, aynı zamanda bugünün ve geleceğin sorunlarına çözüm olarak da konumlandırmak gerekiyor. Mahfi Eğilmez’in Hititler ile ilgili araştırmaları, bugünün toplumsal sorunlarına ışık tutacak şekilde sunması bu kavram açısından güzel bir örnektir.

Gelecek ile ilgili en önemli değişimlerden birisi de dünya üzerinde yaşayan insanların karşılıklı bağımlılığının artacağıdır. Bu nedenle, sadece Türkiye’nin AB ile ilişkilerinin geliştirilmesi açısından değil, aynı zamanda dünya vatandaşları nezdindeki değerin artması açısından da Türklerin ‘öteki’ olarak nitelendirilmesini değiştirmek önemlidir.

Tarihimiz ile ilgili tanıtımın nasıl yapılacağını hem küresel, hem de gelecek odaklı bir paradigma ile ele almak Türkiye’nin dünya üzerindeki konumunu olumlu etkilemek açısından önem taşıyor. Bu konudaki yaklaşımımız ise kendimize odaklı değil, hedef kitleye odaklı olmalıdır. Bu nedenle örneğin, bir Türkiye filmi yaptırmak yerine Hıristiyanlık ile ilgili bir etkinlikte Hıristiyanlığın tarihi açısından Türkiye’nin önemini vurgulamak çok daha etkili olacaktır.

Ülkemizin tarihi, kültürel ve insani zenginlikleri bize dünya vatandaşlığı odaklı çözümler önermek konusunda rekabet avantajı getirebilir. 500 yıl önce İspanya’dan kaçan Yahudilere ev sahipliği yapmış olmamız, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’un alınışından sonra farklı din ve kültürlere sahip olanlara tanıdığı haklar ve dünyada ünlenmiş misafirperverliğimiz, Mevlana’nın Yunus Emre’nin temsil ettiği hoşgörü kültürümüz bugünün dünyasında gerekli olan yönetim kültürü açısından önemli ipuçları veriyor.
Küresel barış için, insan haklarının herkesçe yaşanabilmesi için, küresel demokrasi için, hoşgörünün ve insanların karşılıklı bağımlılığının tarihteki örneklerini sergileyen etkinliklere ihtiyaç var.

Bu konudaki küresel bir girişimin öncüsü, bağrında hoşgörü kültürünü barındıran Türkiye olamaz mı?