Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Temsili Demokrasiden Katılımcı Demokrasiye

“Binlerce kilometre sürecek bir yolculuk, küçücük bir adımla başlar”
Konfiçyüs

Uygulanmayan kararlar değer yaratmaz. Sahiplenilmeyen kararlar ise iyi uygulanamaz. Toplam Kalite Yönetimi felsefesinin en önemli faydalarından biri de kararların katılımcı anlayışla alınmasını ve dolayısı ile iyi uygulanmasını sağlamaktır. Bu, kuruluşlar için olduğu kadar, toplumlar için de geçerli.

Önceleri toplum yaşamını etkileyen konular, oy hakkına sahip olanlar tarafından topluca karara bağlanırdı. Bu anlamıyla “katılımcı” olarak nitelenen demokrasi, giderek “temsili” demokrasiye dönüştü; çünkü katılımcı sayısı da, kararların karmaşıklığı ve çeşitliliği de artmıştı. Giderek, İsviçre örneğindeki gibi istisnai durumlar dışında temsili demokrasi ağırlık kazandı.

Ancak, temsilci çıkarları ile toplumsal çıkarların zaman zaman örtüşmemesi, eğitim ve iletişim alanındaki atılımlarla bilinçlenen kitlelerin toplumsal kararlara katılım isteğinin artması ve teknolojik gelişmeler XXI. yüzyılda bu trendi tersine çeviriyor: yeni bir şekle bürünen katılımcı demokrasi ağırlık kazanıyor. Uluslararası kuruluşlar ve sivil toplum örgütleri toplumsal kararların alınmasında seçilmişlerle birlikte rol alıyor.

Bu değişimi kavramadan ve benimsemeden kamu yönetiminde başarılı olmak her geçen gün güçleşecek. Bunun nedeni, uluslararası camia ve sivil toplum örgütlerinin, uyulması gerekli standartların ortaya konulmasında, kararlara dayanak olacak bilgilerin toplanıp yayılmasında, çözümler üretilmesinde ve en önemlisi katılımcı demokrasinin hayata geçirilmesinde hem zorlayıcı, hem de yardımcı olmalarında yatıyor. Uluslararası camia ve sivil toplum örgütlerinin rolünün seçilmişlerin ve/veya kamu kuruluşlarının yerini almak değil, katılımcı bir anlayışla onları desteklemek ve iyileştirmek için sorgulamak olduğu unutulmamalı.

TEMA Vakfının çok önemli bir konuda birçok kamu kuruluşuyla birlikte çalışması ve çözümler üretmesi, Milli Eğitim Bakanlığı gibi dev bir kamu kuruluşunun bir sivil toplum hareketi olan Ulusal Kalite Hareketine katılması, ülkemizde de katılımcı demokrasinin avantajlarının kullanılmaya başlandığının birer göstergesidir.

Vatandaşlar olarak sivil toplum örgütlerine aktif olarak katılmalı, sivil toplum örgütleri olarak uluslararası camia ile karşılıklı etkileşimi geliştirmeli, kamu sektörü olarak da sivil toplum örgütlerini rakip değil, desteklenmesi ve katılımı teşvik edilmesi gereken zenginlik kaynağı olarak görmeliyiz.

Ülkemizin lider ülkelerden olma iddiası, ancak toplumumuzun her kesimi ile katılımcı demokrasiyi benimsemesi ve yaşaması ile gerçekleştirilebilinir.