Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globally recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Toplumsal Uyum

Toplumsal güç çeşitli vektörlerden oluşur. Bir gücü kuvvetli kılan bu vektörlerin aynı yöne yönelmesiyse, o gücü azaltmanın en etkin yollarından birisi de bu vektörlerin oluşturduğu alt güçlerin birbirlerine karşı olmasıdır. Toplumsal uyumu yakalayabilen toplumlar gelişirken, iç çekişmelerle uğraşmak durumunda kalan toplumların gelişmeleri sekteye uğrar. Bu nedenle, toplumun çeşitli kesimlerinden liderler ve bireylerin toplumsal uyum için kendilerine düşen davranışları sergilemeleri üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir konudur.

Toplumsal uyum konusunu bir hikaye ile ele alalım: Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal, pireler berber iken, ben babaannemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken dedem Korkut dedi git bir somun ekmek getir. Az gittim uz gittim… Dere tepe düz gittim. Çayır çimen geçerek, lale sümbül biçerek; soğuk sular içerek, altı ayla bir güz gittim. Bir de dönüp ardıma baktım ki, ne göreyim, gide gide bir arpa boyu yol gitmişim!.. Anadolanya diye bir ülkeye varmışım.

Bu ülkede çeşit, çeşit insan yaşarmış. Kuzeylisi, güneylisi; sağcısı, solcusu; mayolusu, paltolosu; çalışkanı, tembeli. Hepsi Anadolanya için canını verirmiş, ama birbirlerini yemekten de geri duramazlarmış. Hangi grup iktidara gelse, diğerlerini ayıklamak için uğraşır dururmuş. Bir gün güney çalışma grubu paltoluları ayıklamaya çalışılırken, başka bir gün kanunlar değiştirilerek devlete daha önce sızmış(!) olanlar etkisiz hale getirilmeye çalışılırmış. Hasbahçe takımını Avrupa şampiyonu yapabilmek için kimlerden olduğuna bakmaksızın dünyanın en iyi futbolcuları seçilirken, ülke yönetimindekiler seçimlerini “bizden biri” olarak niteledikleriyle sınırlarlarmış. “Bizden biri” kriteri ile atananlar devletin imkanlarını kendilerinden biri olarak gördükleri için kullanır, diğerlerini dışlarlarmış. Bunu gören gençler, istedikleri işe girebilmek için kendilerini geliştirmeye odaklanmak yerine, iktidardakilere yakın bir dayılarından torpil bulmaya çalışırlarmış. Gerek iktidardaki, gerekse muhalefetteki liderler söylemlerini keskinleştirerek, hayali “ötekileri” suçlayarak toplumu birlik ve beraberlikten uzaklaştırdıklarının farkına varmazlarmış. “Bizden birileri” iktidara kimin geldiğine göre değişir, insanlar her iktidar döneminde giyimlerini, söylemlerini, hatta selamlaşmalarını değiştirerek dönemin “bizden birisi” olmaya çalışırlarmış.

Bunun sonucu Anadolanya dolanıp, dolanıp kaynaklarını her dönem değişen “bizden birileriyle,” “ötekilerin” mücadelesi için harcar, bir türlü diğer ülkelerden daha zengin, daha başarılı olamazmış.

Günlerden bir gün, Anadolanya’lılar değişimin önce kendilerinden başlaması gerektiğini anlamışlar. Esas mücadelenin kendi aralarındaki değil, dünyadaki sıralamada yükselme mücadelesi olduğunu, bunda başarılı olabilmek için tüm Anadolanya’lılara ihtiyaç duyulduğunu, özellikle de yapılacak her işi kimlerden olduğuna bakılmaksızın o işi “en iyi” şekilde yapabileceklere vermek gerektiğini kavramışlar. Esas meselenin küçük bir pastanın nasıl paylaşılacağı değil, pastayı büyütmek olduğunu içlerine sindirmişler.

İnsanlar birbirlerini “bizden birileri” ve “ötekiler” olarak görmeyi bırakıp, katma değer üretmek, dünyayla rekabet edebilmek için “en iyilerden” oluşan takımları nasıl kurabileceklerine odaklanmışlar. Liderler “İmam oturursa, cemaatin yatacağını” anlamış, toplumu ayrıştırıcı söylemler yerine birleştirici söylemlerle dünyayla rekabete odaklanmaya; “ötekiler” kaynaklı bahaneler üretmek yerine, her konuda kendi performanslarını dünyanın en iyileriyle karşılaştırarak sürekli gelişimi tetiklemeye başlamışlar.

Zaman içinde bu söylemler ve davranışlar yaygınlık kazandıkça Anadolanya, kendi kendine dolanmaktan çıkıp, dünyanın gıpta ile izlediği; insanların gelecek endişesi ile değil, ümitlerle dolu olduğu; “birlikten güç doğar” anlayışının benimsendiği; hoşgörülü insanların ülkesi olarak anılmaya başlanmış…

Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine….