Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Türkiye’nin Tanıtımı

Ülkemizi hem yurt içinde, hem de yurt dışında yeteri kadar iyi tanıtamıyoruz. İşte ispatı: (i) Türkiye’ye ilk kez gelen yabancıların %95’inden fazlası olumlu bir şekilde şaşırmış olarak ayrılıyor!! Bir başka ifade ile, gelirken oluşturmuş olduğu beklentileri aşan bir ülkeyle karşılaşıyor. Dolayısıyla, yurt dışındaki tanıtımımız ülkemizde karşılaştıkları gerçekleri yansıtmaktan uzak!! (ii) Türkiye hakkında yazılmış kitaplardan en çok okunanları, vatandaşlarımız tarafından değil, ülkeye dışarıdan gelenler tarafından yazılanlar!! Yine, dünya için değer ifade eden ülkemizdeki birçok mekanı ziyaret dahi etmemiş olan milyonlarca vatandaşımız var!! Okul kitaplarında ülkemizin başkaları için ne değer ifade ettiğini değil, hangi tarihte hangi savaşı kazandığımızı öğretmekle yetiniyoruz!!

Kendimizin yeterince tanımadığı, yurt dışında tanıtmak için bilinçli bir yatırım yapmadığımız ülkemizle ilgili bilgiler, genellikle yabancıların tarihsel “öteki” tarifi çerçevesinde ve/veya Türkiye ile ilgili sorunları olan yabancı ülkelerdeki azınlıkların bakış açısıyla sunuluyor. Biz ise Anadolu’nun derin tarihsel ve kültürel birikimini ise bugünün dünyası için çözümler üretmede girdi olarak kullanmak yerine tarihsel övünme aracının ötesine geçemiyoruz.

Sonuç: ülkemiz yeterince iyi tanınmıyor. “Türkiye” kendisinden çok daha az zenginliklere sahip ülkelerinkinden bile daha az değere sahip bir marka oluyor. Dolayısıyla, ülkemizin AB üyeliğine ilgi, yatırım cazibesi, turizm potansiyeli, ürünlerimize duyulan ilgi, hatta uluslararası saygınlığımız hak ettiği düzeyi bulamıyor.

İki sene önce Ulusal Kalite Kongresinde ele alınan “Bir Dünya Markası olarak ’Türkiye’” konusu, bu sene Türkiye Tanıtım Konseyinin kurulmasıyla uygulamaya yön verecek bir yaklaşım kazanıyor. Ülkemizi tanıtırken üzerinde durmamız gereken önemli ilkeler var.

Öncelikle, ülke tanıtımında kavramsal bir yaklaşım gerekli. Tanıtımın üzerine inşa edilecek temeli olarak algılanabilecek bu kavramsal yaklaşımı belirlerken üç noktaya dikkat etmeliyiz: (1) Kavramın gerçeklere dayanması. Bir başka ifade ile tanıtımın başarılı olabilmesi için Mevlana’nın “Olduğun gibi görün, göründüğün gibi ol” felsefesiyle tutarlılık gerekiyor. (2) Türkiye’nin küresel algılanmasında vurgulayacağımız kavramın ülkemiz için en yüksek katma değeri yaratabilecek özellikleri içermesi. (3) Seçilecek kavramın henüz başka ülkeler tarafından kullanılmamış olması. Böylelikle, rekabetin çok yoğun olmadığı bir açıdan yaklaşım göstererek zihinlerde yer edinmeyi kolaylaştırmak.

Bu kavram için “Türkiye: yaşanacak, öğrenilecek, yaratıcı ülke” ana temasının kullanılması çok faydalı olacaktır.

Öncelikle, birinci ilke olan tanıtılacak kavramın doğru olmasını inceleyelim: Yaşanacak ülke: Ülkemizin tarihi, kültürel ve insani zenginlikleri bize bu konuda rekabet avantajı getirebilir. 500 yıl önce İspanya’dan kaçan Yahudilere ev sahipliği yapmış olmamız, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’un alınışından sonra farklı din ve kültürlere sahip olanlara tanıdığı haklar ve dünyada ünlenmiş misafirperverliğimiz, ülkemiz insanının farklılıklarla bir arada yaşama tecrübesine güzel örnekler oluşturuyor.

Dünyanın çeşitli ülkelerinde yükselen yabancı düşmanlığı göz önüne alındığında, Türkiye yabancılar için cazip bir yaşam merkezi özelliğini kazanıyor. Çekici Akdeniz iklimi ve doğal zenginliklerimiz, yalnızca turistler için değil, aynı zamanda ülkemizin yaşam kalitesi için de avantaj sağlıyor.

İstanbul, Avrupa’nın en zengin gece yaşamına sahip kentlerinden biri konumuna geldi. Nitekim, birçok uluslararası şirketin bölge merkezlerini İstanbul’a taşımaları ve çalışanlarının İstanbul’da yaşamayı sevmesi, ülkemizin güçlü bir yönüne işaret ediyor.

Öğrenilecek ülke: Ülkemizdeki iklim ve yaşam türleri çeşitliliği gerçekten çok zengin. Dünyanın doğal ürünlere yöneldiği bir dönemde bu çeşitliliğin ve faydalarının araştırılması herkesin en önem verdiği konulardan biri olan sağlık ile bağlantısının kurulması ülkemize ilgiyi artıracaktır. Benzer şekilde, Anadolu’nun birçok medeniyete ev sahipliği yapmış olması, Hıristiyanlığın en önemli mekanlarına ev sahipliği yapması, küçülen ve farklı kültürlerin bir arada yaşamasının önemi artan bir dünya için birçok öğretiyi kültür ve deneyiminde bulunduran ülkemize olan ilgiyi artıracaktır. Bugün dünyada Mevlana’ya duyulan ilginin artıyor olması bunun için güzel bir örnektir.

İkinci olarak ana temanın ülkemiz için katma değer yaratması ilkesini inceleyelim: Türkiye’nin yaratıcılık merkezi ülke olarak tanınması genç nüfusumuzun yenilikçilik ve katma değer kavramlarıyla yoğrulmasına ve üretken olmasına yardımcı olacak en önemli girdiyi, bilgi ve deneyimi ülkemize cezbedebilmeyi sağlayacaktır. Günümüzde entelektüel sermaye, finansal sermayeden daha önemli. Lider ülkeler bilgili ve yaratıcı beyin açıklarını, bu özelliklere sahip kişileri ülkelerine cezbederek kapatıyorlar. Türkiye olarak bilime, araştırma ve geliştirmeye ayırdığımız kaynağın sınırlı olması, finansal sermaye kadar beyinleri de cezbetmemiz gerektiğini ortaya koyuyor. Dolayısıyla, bir yandan dünyanın entelektüel sermayesini de ülkemize çekmek için çaba harcamalı, diğer taraftan da bilim ve teknoloji geliştirmeye verdiğimiz önemi ve yatırımları artırmalıyız.

Bilim ve teknoloji konusunda çalışmalar belli merkezlerde yoğunlaşmayı, paylaşımla gelişmek açısından tercih ediyorlar. İkinci Dünya Savaşı sırasında Hitler rejiminden kaçan Alman bilim adamları, Türkiye’de üniversite sisteminin ve bilimin gelişmesine önemli katkılarda bulunmuştu. Şimdi, yaratıcı beyinlere gerekli altyapı desteği ve teşvikleri sunabilirsek, ülkemizin ve insanımızın gelişmesine yardımcı olabiliriz.

Örneğin, geleceğin teknolojileri olarak kabul edilen 15-20 alanın her birinde dünyadaki en iyi yüz kişiden onunu senede en az altı ay ülkemizde yaşamaya ve çalışmaya teşvik etmeliyiz. Bu konuda başarılı olursak, onların etrafında yaratacakları bilgi çemberi ve yeni girişimler ülkemize bilim, teknoloji ve yüksek katma değerli yeni endüstrilerde çağ atlatacaktır.

Türk toplumu büyük bir hızla öğrenen, yenilikleri hızla benimseyen, atak bir toplum. Bir takım olarak çalışabildiğimizde ne kadar büyük bir hızla yol aldığını başta spor olmak üzere birçok alanda kanıtladı. “Öğrenmek” ve “yenilikçilik” Türk sanayiini ileriye taşıyacak kavramlar olarak ortaya çıkıyor. Bu kavramların yaygınlaşmasını sağlamak ve toplumsal yetkinliğimiz geliştirmek için, hem teknoloji eğitiminde, hem de eğitimde teknoloji kullanımında hızlı bir gelişmeyi gerçekleştirmeliyiz.

Ülke tanıtımında ikinci önemli alan tanıtımın hedef kitlesinin belirlenmesidir. Hedef kitle belirlenirken iki noktaya dikkat etmek gerekir: (1) iletişim başarılı olduğunda en çok fayda sağlanacak kişiler, (2) iletişimde kolay ulaşılabilecek ve değişim sağlanabilecek kişiler.

Ülkemizin nitelikli beyinler için yaşanacak ülke olarak belirlenmesi hedefi doğrultusunda hedef kitle (1) düşünce liderleri, ve iletişimde kolay ulaşılabilecek ve fikirleri değiştiğinde en uzun dönemli katma değer yaratacak hedef kitle ise (2) gençler olarak belirlenmelidir.

Üzerinde odaklanmamız gereken üçüncü alan ise tanıtımın nasıl yapılacağıdır. Bu konudaki yaklaşımımız ise kendimize odaklı değil, hedef kitleye odaklı olmalıdır. Bu nedenle örneğin, bir Türkiye filmi yaptırmak yerine Hıristiyanlık ile ilgili bir filmde Hıristiyanlığın tarihi açısından Türkiye’nin önemini vurgulamak çok daha etkili olacaktır. Bir başka örnek olarak, çeşitli ülkelerde Türkiye Fuarları düzenlemek yerine, belli bir uluslararası sektör fuarında Türk şirketlerinin pavyonlarının en ilgi çekici olması çok daha etkili olacaktır. Hedef kitle gençler olarak belirlendiğinde örneğin Avrupa’nın en önemli gençlik etkinliklerinde en başarılı örnekleri oluşturmak Türkiye temalı organizasyonlar yapmaktan daha etkili olacaktır. Bu nedenle, futbolda, basketbolde ve Eurovizyon’da elde edilen başarılar ülke tanıtımı için büyük önem taşımaktadır. Ancak tanıtımın, sadece içeriğinde belirlenen ana tema ile ilişkilendirilmesine özel önem vermek gerekir. Bunun için örneğin futboldaki başarı tanıtılırken, dünyanın en iyi teknik direktörlerinden Piontek’in, Derwall’in Türkiye’yi ne kadar beğendiği ve bu topraklardan nasıl başarı üretecek tohumları nasıl atabildiğini anlatmak başka konularda nitelikli insanların da ülkemize cezbedilmesine yardımcı olacaktır.

Özetle, ülke tanıtım stratejimizi yabancı sermaye kadar, belki de daha önemlisi yaratıcı beyinleri cezbetmeyi de hedefleyecek şekilde belirlemeliyiz. Türkiye’nin dünyanın düşünce üretim merkezlerinden biri olması, gelişmemizin ve zenginliğimizin güvencesi olacaktır. Türkiye’nin, nitelikli insanların hayatlarının bir kısmını geçirmek için seçilecek merkezlerden bir konumuna gelmesi, ülkemizin marka değerini ve yaratıcılık potansiyelini de artıracaktır.

Türkiye’nin tanıtım vizyonunu “yaşanacak, öğrenilecek, yaratıcı ülke” olarak konumlandırmak ekonomik ve sosyal gelişmemizi sağlamak için önemli bir başlangıç olabilir. Yaşam kalitesi yaşamı paylaştığımız insanların kalitesiyle artar.