Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Tutumluluk Verimlilik, Etkinlik

Refah düzeyimizi geliştirmek için toplum olarak bu kavramları yaşamımızın her evresine yansıtmayı öğrenmeliyiz. Özellikle de kamu kaynaklarının kullanımında tutumlu, verimli ve etkili olmayı sağlamalıyız.

Ülkemizin kamu kaynaklarını kullanmada bu kavramlardan uzak olması bugünkü yüksek borç seviyemizin en önemli nedenlerinden birisidir. Yüksek borçlar nedeniyle uzun süredir ödemekte olduğumuz yüksek faizler ise ülkemizdeki yatırımların artırılması için gerekli kıt kaynakların yerini alıyor. Yeterli yatırımın gerçekleştirilememesi ise ülkemizin en önemli sorunu olan istihdam konusunu karşımıza çıkarıyor.

Yüksek borçluluk nedeniyle edindiğimiz IMF bağımlılığı karşısında faiz dışı fazlanın boyutunu %6.5’un altına çekebilmek için verilen uğraşları kamu sektöründe verimlilik ve etkiliği artırmak için verebilsek refah düzeyimiz çok daha hızlı artar. Örneğin, kamu sektörü için ayırdığımız kaynakları %10 daha etkili kullanabilsek, faiz dışı fazlada %3.5 boyutunda bir iyileşme sağlamış oluruz.

Tutumluluk, kamu kaynaklarının israfının önlenmesini ifade ediyor. Hiç bir zaman kullanılmayacak yatırımlara kaynak ayrılması, çalışmayan fabrikalar için istihdam yaratılması, sıcak günlerde çalışan kaloriferler gibi konulara hassasiyetle yaklaşmak tutumluluk ilkesine örnektir.

Verimlilik ise insan gücü, tesis ve teçhizat gibi kaynakların daha azıyla daha fazla ürün/hizmet üretilmesini ve birim maliyetlerin düşürülmesini ifade ediyor. Kamu bütçesi GSMH’nın yaklaşık 1/3’ünü oluşturuyor. Bunun yanı sıra arazi, bina, makine, teçhizat açısından kullanılan kaynakların değerini bile bilmiyoruz. Kamu sektörünün kaynak kullanımda verimlilik artışına yönelik önemli fırsatların olduğu büyük bir sır değil!!

Ancak bu kavramların belki de en önemlisi etkililik. Etkili olmak elde edilen çıktıların vatandaşlar için gerçekten gerekli ve faydalı olmasını sağlamaktır. Çok verimli olarak gerçekleştirdiğimiz bir faaliyet gerçekten bir değer yaratmıyorsa, aslında kaynaklar boşa harcanmış demektir. Örneğin, pek kullanılmayan bir yol için gerçekleştirilen yatırımın en düşük maliyetle ve verimlilik rekoru kırılarak yapılmasının pek de önemi yoktur.

Kamu reformunda bu kavramları hayata geçirebilmek için bireysel, kurumsal ve toplumsal düzeyde önemli engeller olduğunu da unutmamalıyız. Kamu kaynaklarını etkili olarak kullanabilmek için kamu sektöründeki yönetim kapasitesinin, bilgi düzeyinin ve motivasyonun geliştirilmesi gerekiyor.

Bu gelişmeleri sürekli kılabilmek için kamu yönetiminde katılımcılığı, saydamlığı, hesap verebilirliği ve performans kültürünü geliştirmeliyiz. Bu nedenle, girdileri kontrol etme anlayışını değiştirip, çıkıları kontrol etme anlayışına ve sistemlerine geçişi sağlamalıyız. Örneğin, Enerji Bakanlığımızın başarısı, ne kadar çok yatırım yaptığıyla değil, en yaygın elektrik kullanımını, diğer ülkelerle karşılaştırıldığında en ucuza sağlayabilmesiyle ölçülmelidir.

Hesap verme kültürünün yerleşebilmesi için siyasi ve bürokratik olarak liderlik konumuna gelenlerin kendilerin hükümdar gibi görme anlayışını terk etmeleri gerekir. “Verdimse ben verdim” anlayışı yerine kamu kaynaklarının her kuruşunun etkili kullanılmasına özen gösterildiği konusunda hesap verme anlayışı hakim anlayış olmalıdır. Bu nedenle, hesap verme kültürünü geliştirecek iletişim yatırımlarına önem vermek toplumsal olarak verimlilik ve etkililik düzeyimizin gelişmesine yardımcı olacaktır.

Performans kültürünü hakim kılabilmek için önem verilmesi gereken en önemli unsurlardan birisi de kamu sektöründe insan kaynakları politikalarında esnekliğe, ödüllendirmeye ve cezalandırmaya fırsat verecek bir sistemdir. Ancak hepsinden önemlisi, insan kaynakları politikalarının uygulanmasında siyasi sadakat değil; bilgi, yetkinlik ve performansa dayalı liyakat öncelik kazanmasıdır.

Politikaların oluşturulmasında katılımcılığa, öngörülebilirliğe ve saydamlığa dikkat edilmesi kamu politikalarının vatandaşın güvenini kazanmasına ve uygulanabilirliğinin sağlanmasına yardımcı olacaktır. Kamu politikalarının vatandaş odaklı ve etkili olabilmesi ancak bu şekilde sağlanabilir.

Bu nedenle, kamu reformunu sadece bir yasalaşma süreci olarak değil, aynı zamanda bir kültür değişimi projesi olarak algılamalıyız. Kültür değişimi için gerek kamu çalışanlarının, gerekse toplumun eğitimine, yoğun iletişime, ve başarıyı ödüllendirme konusuna kaynak ayırmamız gerektiğini unutmamalıyız. Tutumluluk, verimlilik ve etkililik kavramlarını hayata geçiren bir kamu sektörü, toplumsal gelişmemize en önemli yatırımı yapmış olacaktır.