Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Üniversite Reformu

Üniversiteler bir toplumda bilgi üretimi ve yaratıcılığın geliştirilmesi için büyük öneme sahip kurumlardır. Ülke refahını artırmak için değer yaratma potansiyelimizi artırmalıyız. Bu ise ancak bilgi ve yaratıcılık düzeyimizi artırarak sağlanabilir.

Yaratıcılık için serbest ve çeşitlilik gösteren düşünce geliştirme ortamlarına ihtiyaç vardır. Dolayısıyla, üniversitelerimiz için tek tip ve merkezi bir yönetim tarzını benimsemek ulusal yaratıcılık düzeyimizin gelişmesini sekte vurabilecek bir yaklaşımdır.

Üniversite sistemimizin reformunun gündeme geldiği bir dönemde, bu konunun toplumsal refah düzeyimizin gelişmesi açısından önemini unutmamalıyız.

Çağımızda eğitimin önemi gün geçtikçe artıyor. Sadece daha yüksek katma değer yaratan işlerde çalışabilmek için değil, aynı zamanda toplumsal konuların çözümlerinde söz sahibi olabilmek için de eğitim önemli.

Ülkemizin belki de en önemli avantajlarından birisi, ailelerin çocukların ve gençlerin eğitimine kaynak ayırmaya duyarlı olması. Nitekim, ülkemizde bir dershane sektörünün gelişmiş olması ve özel ders verenlerin gelir durumları, özel okulların gelişmekte olması bu duyarlılığın birer göstergesi.

Ancak ülkemizdeki gelir dağılımı, özellikle üniversiteye hazırlık döneminde fırsat eşitliğinin sağlanmasını güçleştiriyor. Dolayısı ile üniversiteye girebilenler ağırlıklı olarak daha geniş imkanlara sahip kesimlerden gelenler oluyor. Diğer taraftan, ülkemizdeki üniversitelerin çoğu devlet üniversitesi ve devlet, üniversitelerin finansmanını sağlayarak aslında toplumun nisbi olarak daha zengin kesimine sübvansiyon sağlamış oluyor.

Aynı zamanda üniversiteye olan talebin yüksekliği nedeniyle devlet, sınırlı kaynaklarını, az sayıda üniversitede eğitimin kalitesini artırmaya değil, daha çok sayıda üniversite açmaya ayırmak durumunda kalıyor. Kısıtlı bütçelerle çalışan devlet üniversiteleri özellikle yeni kurulan vakıf üniversiteleri karşısında rekabet güçlerini kaybetmeye başlıyorlar. Hem öğretim görevlilierine yeterli maddi imkan sunamıyor, hem de araştırma yapmak ve bilimsel toplantılara katılmak için yeterli kaynak ayıramıyorlar.

Dünyadaki gelişmeler incelendiğinde, yüksek eğitim kurumlarının finansmanında dört kaynak kullanıldığı görülüyor. (1) Devlet kaynakları, (2) öğrencilerden alınan ücretler, (3) özel bağışlar, (4) sanayi için yapılan araştırma projelerden elde edilen kazançlar.

Hem vakıf üniversiteleri ile, hem de dünyayla rekabet edebilmeleri için devlet üniversitelerinin kaynaklarını artırmalıyız. Bunun için devletten daha çok istemek yerine, diğer üç kaynağın üniversite gelirleri içindeki payını artırmak gerekiyor.

Bunun için atılabilecek adımlar var. Öncelikle, öğrencilerden alınacak harç miktarları, verebilenlerden alınmak koşuluyla, özel okullar seviyesine çıkarılmalıdır.

Devletin üniversitelere sağladığı finansmanın en azından bir kısmının, dar gelirli olup üniversiteye giriş hakkı kazanan gençlerin harç karşılığı olarak, bu öğrencilere burs olarak verilmesi ve öğrencilerin seçtikleri üniversitelere yönelmelerine fırsat tanınması, performansı beğenilen üniversitelerin daha iyi kaynaklara ulaşmasını sağlayarak toplumsal gelişime katkıda bulunabilir.

Ayrıca, özellikle eski mezunların bağış yapmalarını sağlamak için, onlara da yönlendirme ve denetleme süreçlerine katılım olanağı tanıyan bir kurumsal yapılanmaya gitmek faydalı olacaktır. Örneğin, özellikle geniş mezun kitlelerine sahip üniversiteler için birer mütevelli heyeti kurulması, bilim yuvalarının sadece devlet tarafından değil, aynı zamanda sivil toplum tarafından da desteklenmesini sağlayabilir.

Akademik kadronun gerek uluslararası standartlara uygun olarak yayınlanan, gerekse üniversite-sanayi işbirliğini geliştirerek özel sektörün teknolojik gelişimine de faydalı olacak araştırmalar yapmasının teşvik edilmesi, ülkemizin bilimsel ve teknolojik açıdan gelişmesine yardımcı olacaktır.

Bir ülke için en değerli varlık eğitilmiş insan gücüdür. Dünyayla rekabet edebilmek için dünyadaki başarılı örneklerle kıyaslama yapmalı ve iyi uygulamaları benimsemekten çekinmemeliyiz.

Üniversite sistemimizin gerek kaynak, gerekse performans yönetim sistemleri açısından geliştirilmesi, ülkemizin eğitilmiş insan gücünün dünyayla rekabet edebilir düzeye gelmesine önemli katkıda bulunacaktır.