Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Ürün Yaşam Sürecinde Sorumluluk

Tedbirin maliyeti, tedbir alınmaması sonucu oluşan sorunları düzeltmekten genellikle çok daha düşüktür. Ancak, tedbirin maliyeti faydasından önce geldiği için yeterince tedbir alınmaz. Gerçek liderler, gelecekte karşılaşılması olası sorunları önleyecek tedbirleri zamanında alabilme öngörüsünü ve cesaretini gösterebilenlerdir.

Günümüzde belirgin bir trend, çevre duyarlılığının artmakta olduğudur. Bu nedenle, çevreye duyarlı olmak aslında sürdürülebilirliğin ve o çevreden etkilenenlerden çalışma izni alabilmenin temelidir. Bir başka ifade ile, çevreye duyarlı olmak bir gönüllülük değil, zorunluluktur.

Ancak, çevreye duyarlı olmayı sadece ilgili kanunlara ve standartlara uymanın ötesinde görebilen ve bu konudaki toplumsal duyarlılığın artacağını bilerek konuyu fırsata dönüştirebilen şirketler çok hızlı büyüyen bir iş alanı da yaratmış oluyorlar. Örneğin, GE gibi lider şirketler henüz zorunlu hale gelmeden tüm faaliyetlerinde çevre duyarlılığına öncelik vermeyi strateji olarak benimsemeye başladılar.

Çevre duyarlılığı sadece ürünlerin üretim sürecinde çevreyi korumakla sınırlı bir kavram değil. Artık şirketlerden beklenen ürünlerinin tüm yaşam süreci süresinde onların çevre etkilerinin sorumluluğunu üstlenmeleri. Bu konuda lider şirketler çevre duyarlılığını sadece sosyal sorumluluk projesi olarak görmeyip gerçek mânada işlerinin bütünsel stratejilerinin bir parçası olarak değerlendiriyorlar. Bu konu sadece uzmanların değil, şirket CEO’sunun da gündeminde yer alıyor ve şirketin kamuoyuna taahhüdü, markasının önemli eksenlerinden birisi haline geliyor.

Çevre etkileri de çok farklı alanlarda karşımıza çıkabiliyor: (i) Karbon salınımları, (ii) Yüksek enerji kullanımına bağımlılık, (iii) Suyu kirletme potansiyeli, gerek içine katılanlar nedeniyle, gerekse ısı nedeniyle, (iv) Tabiat çeşitliliğine verilebilecek potansiyel zararlar, (v) Zehirli ve tehlikeli atıklar, (vi) Hava kirliğine neden olabilecek salınımlar, (vii) Atık yönetimi, (viii) Ozon tabakasına zarar verebilecek gazların ku.llanımı, (ix) Denizler ve okyanuslardaki yaşama verilebilecek zararlar, (x) Ormanlara ve tarım alanlarına verilebilecek zararlar, (xi) Erozyon etkileri.

Bu konularda yapılacak çalışmaların maliyet, risk, getiri ve itibar etkileri birlikte değerlendirilmelidir. Örneğin maliyet indirimi eko-verimlilik kavramı çerçevesinde kullanımı azaltan uygulamalarla kazanılabileceği gibi, çevre etkilerini azaltacak yatırımların yapılmasıyla cezalardan sakınma yoluyla da sağlanabilir. Ayrıca, bu yaklaşımların sadece kendi şirketinizin faaliyetlerinde değil, tüm tedarik zincirinde uygulanması ve bu uygulamalara sahip tedarikçilerle çalışılması da önemli kazanımlar elde edilmesi açısından faydalı oluyor. Birçok ürünün tasarım aşamasında tüm ürün hayatı boyunca oluşabilecek çevre etkileri değerlendirildiğinde sonradan düzeltmeye göre daha etkili sonuçların elde edilebildiği gözlemleniyor.

Ürünlerin üretim aşamalrındaki çevre etkileri kadar, tedarikçilerden elde edilen parçaların çevre duyarlılığı, ürünün sadece tüketiciye ulaştığı noktaya kadar değil, aynı zamanda kullanım sürecinde ve atık haline geldikten sonraki çevre etkilerini değerlendirmek ve bu etkileri azaltacak yaklaşımları hem tasarıma, hem de ürünün dağıtım ve toplanma süreçlerine yansıtmak çevre konusundaki etkinlik için gerekli oluyor.

Özetle, her yaptığımız faaliyetin gelecek nesillerden ödünç alarak kullandığımız çevre etkilerini farklı boyutlarda ölçmeksizin ve bunları en aza indirmek için tasarım aşamasından tekrar tabiata dönüşüne kadar geçen süreç planlanmaksızın şirketlerin çevre etkilerini en aza indirmeleri çok güç olur. Çünkü, ölçülmeyen perfromans iyileştirilemez ve erken alınmayan tedbirlerin yaratacağı zararların giderilmesi hem daha güç olur, hem de düzeltilme maliyetleri daha yüksek olur.