Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globally recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Üst Kurulların Bağımsızlığı

Devlet doğru ve etkin çalıştığında vatandaşlarının refah düzeyi artıyor. Demokrasi ve liberal piyasa ekonomisi günümüzde çoğu devletin benimsediği yönetim düzeni. İnsanların bir toplum olarak yaşamlarını bir arada sürdürebilmeleri ve refah düzeylerini geliştirecek fırsatlara sahip olabilmeleri için etkin bir kamu otoritesine gerek var.

Kamu otoritesinin en azından beş sorumluluk alanında etkin görev yapması gereği var: (1) Hukukun üstünlüğünün geçerli kılınması, (2) Piyasa ekonomisinin her hangi bir oyuncuya çıkar sağlayıcı şekilde bozulmasına neden olacak müdahalelerden kaçınılması ve makroekonomik istikrarın korunması, (3) Temel altyapı ve eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik programlarına yatırım yapılmasının sağlanması, (4) Toplumun çocuklar, yaşlılar, özürlüler gibi zayıf kesimlerinin yaşamsal haklarının korunması, (5) Çevre gibi konularda gelecek nesillerin haklarının korunması.

Ancak, kamu otoritesi hem hakem, hem de oyuncu olduğunda refah düzeyini artırmak için gerekli şartların sağlanması daha güç oluyor ve verimsizlik ve populizm kaynaklı yozlaşma kolaylaşıyor. Bu nedenle, devletin rolü konusundaki gelişmeler devletin daha çok hakem rolü üzerinde duruyor. Kamunun etkinliğini artırmak için devletin düzenleme ve denetleme faaliyetlerinde katılımcı bir anlayışı benimsemesi, hizmet sunduğu alanlarda rekabetçi piyasa yapısından faydalanması, ve önceliklerin tespitinde vatandaşın sesini dinleyici mekanizmalar oluşturması gerekiyor.

Ülkemizde de devlet, hem düzenleyici ve denetleyici, hem de uygulayıcı olmaktan çıkıp, ağırlıklı olarak düzenleme ve denetleme rolleri üzerinde odaklaşmaya çalışıyor. Bir yandan kamu yatırımlarının kısılması ve özelleştirmeyle atılan adımlar, diğer yandan son yıllarda özerk üst kurullara devredilen yetkiler bu değişimin göstergelerini oluşturuyor

Üst kurulların belki de en önemlisi Rekabet Kurulu. Rekabet Kurulu piyasa mekanizmalarının sağlıklı çalışması için piyasayı denetleyen ve tekel veya oligopol gibi güçlü konumdaki piyasa oyuncularının bu konumlarını rekabeti bozucu şekilde kullanmalarını önlemek üzere görevlendirilen bir kurul. Telekomünikasyon kurulu gibi birçok diğer kurulun kurulma nedeni ise Rekabet Kurulu’nun konumu gereği, müdahaleleri ex-post, yani uygulama gerçekleştikten sonra, yapması. Telekomünikasyon gibi teknolojik gelişmenin çok hızlı olduğu bir sektörde ex-ante, yani zarar oluşmadan önce müdahale, yapılmaması durumunda piyasaya verilen zararın telafisinin neredeyse imkansız olduğu ve konunun teknik detaylarının önem taşıdığı durumlarda özel bilgiyle donatılmış bir kurumun oluşmasını zorunlu kılıyor.

Bu kurulların etkin çalışabilmesi için uymaları gereken önemli ilkeler var:

(i) Etkin bilgi düzeyi: piyasa oyuncularının hareketlerini öngörmek, anlamak ve bu uygulamaların kamu yararına olacak şekilde yönlendirilmesini sağlayacak kurallar koymak üst düzeyde teknik, ekonomik, sistem ve düzenleme bilgi ve becerisi gerektirir. Dolayısıyla, farklı bilim alanlarında uzmanlaşmış, birlikte çalışma yetkinliğine sahip ve adalet duygusu yüksek bir kadronun oluşturulması gerekiyor. Bu ise kurullarda çalışanların uygun bir ücret ve ödüllendirme sistemi ile yönetilmesini zorunlu kılıyor.

(ii) Şeffaflık ve katılımcılık: Piyasa oyuncularının ve toplumun güvenini kazanmadan kurulların etkinliği sağlanamıyor. Güven kazanmak için ise düzenleyici ve denetleyici kurulların yetkinlik düzeyi tek başına yeterli olamıyor. Teknik detayların güçlüğü bahane edilerek kararların kapalı kapılar arkasında verilmesi güven duygusunu zedeliyor. Bu nedenle, bu kurulların süreçlerini şeffaf ve çeşitli paydaşların dinlenmesini içerecek şekilde yapılandırmaları gerekiyor.

(iii) Başarı ölçütünün “kamu yararı” olarak belirlenmesi: Kurulların tüm kararlarının alınmasında kamu yararının nasıl etkilendiğinin açıkça ortaya konması gerekiyor. Bu uygulama adil davranışı ve kamuoyu ile paylaşımı da içerdiğinden kararların tutarlı olmasını sağlamada da yardımcı oluyor.

(iv) Karar ve uygulama süreçlerinin hızlı olması: Geciken adalet, adaletsizliktir. Kurulun değişen şartlara ve piyasadaki gelişmelere duyarsız kalması ve/veya bu konudaki kararlarının gecikmesi toplumsal güvenin sarsılmasına ve piyasa oyuncularının hakemin hakemliğine güvenememelerine yol açar. Bu nedenle, bir yandan katılımcılığı ve şeffaflığı sağlarken, diğer yandan hızlı karar ve yaptırım uygulama gereği de gözden kaçırılmamalıdır.

(v) Kararlılık: Piyasa oyuncularının kuraları hiçe saymaması ve toplumun güveninin kazanılması için cezaların caydırıcı boyutta olmasına dikkat edilmeli, ve özellikle kamuoyuna rahat anlatılabilecek örneklerin ortaya çıkarılmasına öncelik verilmelidir. En büyük ve güçlü oyunculara karşı bile karalılığın gösterilebilmesi için “özerklik” gereklidir.

Ancak, üst kurulların “özerkliği” ile ne anlaşıldığı konusunda ülkemizde yaygın bir mutabakat yok. Kurulların bağımsızlığını etkileyen birçok faktör var. 1. Kurulun hukuki kuruluşunda özerkliğin vurgulanmış olması, 2. dengeli ve sürdürülebilir bütçe kaynaklarına sahip olabilme, 3. hukuk sistemi dışında başka kurumların kurulun kararlarını değiştirebilme hakkının olup olmaması, 4. kurulun başkan ve üyelerinin seçilme ve değiştirilme süreci, 5. kurul üyelerinin sektör oyuncuları ile ilişkilerinde bağımsızlık sağlama gereği, 6. kurulun teknik personelini oluşturma ve yönetme konusundaki özerkliği, 7. kurul personelinin farklı deneyim ve yetkinlik birikimine sahip olması.

Ancak, kurulların da “düzenleme ve denetleme” fonksiyonlarını “derebeylik ve diktatörlük” olarak algılamamaları gerekiyor. Siyasi sorumluluğun seçilmişlerde olması, “kamu yararı” ile ne anlaşıldığının, hedeflerin ve ana politikaların siyasiler tarafından oluşturulmasını bu ana politikalar çerçevesinde belli sektördeki kuralların ise özerk kurullar tarafından konulmasını ve denetlenmesini gerektiriyor. Politika oluşturmak seçilmişlerin, onun uygulanmasını sağlamak ise özerk kurulların görevi olmalıdır.

Bağımsızlık siyasi yönetimin yerine politika oluşturmak olarak değil, siyaset kurumu tarafından oluşturulan politikaların, siyasiler ve lobicilerden etkilenmeden ödünsüz ve etkin olarak uygulanması şeklinde algılanmalıdır.