Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Vergi Reformu

Devleti devlet yapan en önemli unsurlardan birisi de vergi koyma yetkisidir. Bu yetkisini sorumlu, adil ve etkin bir şekilde kullanamayan devletlerin vatandaşlarının güvenini kazanması, uluslararası arenada saygı kazanması ve ekonomisini etkin bir şekilde yönetmesi mümkün olamaz. Nitekim, gerek tarihte, gerekse günümüzde devletlerin etkinliğini açıklayan en önemli unsurlardan birisi de sorumlu, adil ve etkin bir gelir idaresine sahip olmalarıdır.

Ülkemizde kayıtsız ekonominin ulaştığı boyut, vergi politikalarının ve uygulamasının etkin olmaktan çok uzak olduğunun bir göstergesidir. Vergiler gerek milli gelir içerisindeki büyüklükleri ve gerekse geniş kitleleri ilgilendirmeleri yönüyle hem makro hem de mikro alanda çok önemli unsurlardır. Ülkemiz açısından 60-70 milyar dolarlık bir gelirin toplanıyor olması tek başına önemli bir göstergedir. Vergiler kompozisyon itibarıyla ekonomi ile ve sosyal politikalarla uyumlu, dünyadaki gelişen trendlere ve her geçen gün artan vergi rekabetine cevap verebilecek özellikte ve adil olmalıdır. Vergiler mükellefe hizmet anlayışı içinde toplanmalı, kamu hizmetine dönüşürken yerinde ve etkin olarak harcanmalı ve ödeyen mükelleflerin gönül rızasını almış olmalıdır. Oysa, bugün ülkemizde vergi sistemi ekonominin önünde engel, dünya trendlerinden ve rekabetinden uzak, sosyal politikalara cevap veremez durumda, karmaşık ve kendi içinde tutarsız bir konuma gelmiştir

Ülkemizdeki enerji, iletişim gibi önemli girdilerin üzerindeki yüksek vergi yükü bir çok sektörde rekabet gücümüzü yitirmemize sebep olmaktadır. Ayrıca, vergilerin toplanmasında ağırlığın çalışanlar ve çok sınırlı sayıda kurumun üzerinde olması hem vergi adaletsizliği, hem de devletin sosyal politikalarının uygulanamaması sonucunu doğurmaktadır. Üstelik vergilerdeki karmaşıklık, uyum sağlamaya çalışan mükellefler için de ağır bir yük oluşturmaktadır. Ekonomimizin en kırılgan noktası olan kamu borçlarının geri ödenmesi ve yeni yatırımların finanse edilebilmesinin en hızlı ve etkin yolu, vergi sisteminin henüz ulaşılamayan kesimlere yaygınlaştırılmasıdır. Yaygınlaştırma sağlanmadan vergi oranlarının düşürülmesi ve dolayısıyla yatırımların ve istihdamın geliştirilmesi de mümkün olamamaktadır.

Özetle, Türkiye vergi ödeyenler için cehennem, ödemeyenler için cennet konumuna gelmiştir. Bu haksız rekabet ortamı ülkemizde girişimciliği, yatırımları, istihdamı ve rekabet gücümüzü engellemektedir. Bu nedenle, kamu reformunun ilk adımı vergi politikalarının oluşturulma sürecinin ve gelir idaresinin yeniden yapılandırılması olmalıdır.

Bugünkü yapısıyla vergi idaresi yönetim anlayışı, ekonomik aktörlerle ilişki ve dış dünyayla kıyaslama açısından dışa kapanıktır. Bu nedenle, vergi reformu, ülkemizin en büyük ve en geniş etki alanına sahip kurumu olan gelir idaresinin yeniden yapılandırılmasını da içermelidir.

Bu yapılanma, vergi kararlarının verilmesi süreci ile uygulamanın ayrıştırılmasını da içermelidir. Vergi politikalarının oluşturulması süreci, (i) mükelleflerin de katılımını içerecek kurumsal mekanizmalarının oluşturulmasını, (ii) kararlardan önce ve sonra ekonomik modelleme ile vergilerin etkilerinin değerlendirilmesini, ve (iii) şeffaf, açık, hesap verebilir bir yasalaşma sürecini içermelidir.

Vergi idaresi ise mükellef odaklı bir hizmet anlayışını benimsemeli, operasyonları basitleştirecek adımları atmalı, sektörler bazında uzmanlaşmayı ve işbirliklerini geliştirmeyi hedeflemelidir. Vergi idaresinin yapılanmasında performans kültürünün yerleştirilmesine, kurumda sürekliliğin sağlanmasına, ve sürekli olarak kurumsal gelişmeye fırsat tanıyarak kurumsal yetkinliklerin gelişmesine dikkat edilmelidir.

Bu anlayışı mümkün kılmanın en önemli araçlarından birisi de tutarlı bir Ulusal Bilgi Altyapısına sahip olmaktan geçiyor. E-devlet anlayışını hayata geçirmenin en önemli sorunlarından birisi de verilerin güncelliğini koruyabilmektir. Her ticari kuruluşun vergi dairesiyle her ay birkaç kez bilgi alışverişinde bulunduğu dikkate alındığında, veri güncelliğini sağlamada gelir idaresinin ne kadar öncelikli bir kurum olduğu ortaya çıkmaktadır.

Reform sürecinin en zor yönlerinden birisi de sadece yapısal değişimlerin değil, aynı zamanda anlayış değişimin de yaşanması gereğidir. Dolayısıyla, yeni bir gelir idaresi kurulurken, uzmanlarının arasına başka sektörlerde deneyim kazanmış, farklı yetkinliklere sahip kişilerin de istihdam edilmesine dikkat edilmeli, kurum elemanlarının yoğun bir eğitim programına girmesini sağlamalı ve değişim sürecinin tüm paydaşlarla yaygın olarak paylaşılması için iletişim sürecine kaynak ayrılmalıdır.

Özetle, vergi reformu açıklık, şeffaflık, hesap verebilirlik, katılımcılık ve etkinlik ilkelerinin hayata geçirildiği bir anlayış ile ele alınmalıdır. Ülkemizin refah düzeyini geliştirmenin en etkin yolu tüm kurumlarımızda yönetim kalitesinin artırılması ve iyi yönetişim ilkelerinin hayata geçirilmesidir.