Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Vergi ve Toplumsal Uzlaşma

İnsanların bir toplum olarak yaşamlarını bir arada sürdürebilmeleri ve refah düzeylerini geliştirecek fırsatlara sahip olabilmeleri için etkin bir kamu yönetimine gerek var.

Kamu hizmetlerinin toplum açısından optimum düzeyde verilebilmesi için devletin de vergi gelirlerine ihtiyacı var. Nitekim, devleti devlet yapan en önemli unsurlardan birisi de vergi koyma yetkisidir. Bu yetkisini sorumlu, adil ve etkin bir şekilde kullanamayan devletlerin vatandaşlarının güvenini kazanması, uluslararası arenada saygı kazanması ve ekonomisini etkin bir şekilde yönetmesi mümkün olamaz. Gerek tarihte, gerekse günümüzde devletlerin etkinliğini açıklayan en önemli unsurlardan birisi de sorumlu, adil ve etkin bir gelir idaresine sahip olmalarıdır.

Kamu yönetimi en az yedi alanda etkin görev yapabildiğnde toplumsal gelişim ve yaşam kalitesi gelişiyor: (1) Hukuk devleti kavramının geçerli kılınması, (2) Piyasa ekonomisinin her hangi bir oyuncuya çıkar sağlayıcı şekilde bozulmasına neden olacak müdahalelerden kaçınılması ve makroekonomik istikrarın korunması, (3) Temel altyapı ve eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik programlarına yatırım yapılmasının sağlanması, (4) Toplumun çocuklar, yaşlılar, özürlüler gibi zayıf kesimlerinin yaşamsal haklarının korunması, (5) Çevre gibi konularda gelecek nesillerin haklarının korunması, (6) İç güvenliğin sağlanması, (7) Ülkenin dış tehditler arşısında savunulması.

Bu hizmetlerin ortak bir özelliği var. Vergi ödeyen ile ödemeyen arasında hizmetten faydalanma açısından ayırım yapabilmek çok güç veya imkansız. Bu nedenle, verilen hizmet ile vergi gelirlerini artırmak güç oluyor ve toplumsal olarak yeterli düzeyde yatırım yapmamış oluyoruz.

Ülkemizde kayıt dışılığın varmış olduğu nokta sadece vergi adaleti açısından değil, aynı zamanda hem kamu, hem de özel sektör yatıtırımları açısından zaafiyet oluşturmaktadır. Hem kamu bütçeleri yüksek açıklar nedeniyle yatırıma yeterince kaynak ayıramıyor, hem de özel sektörde kayıt dışılığın yüksek olduğu sektörlerde ölçek ekonomisini yakalayacak yatırımlar yapılamıyor. Bu nedenle rekabet gücü açısından yeterli gelişim sağlanamıyor.

İnsanların vergi vermesi toplumsal duyarlılıktan ziyade diğerlerinin karşısında “enayi” durumuna düşmediğine inanmalarına bağlı. Bu nedenle vergi vermek dört konuda güven oluşturmaya dayanıyor: (i) Toplumdaki diğer kişilerin de vergilerini hakkıyla vereceğine güvenilmesi, (ii) vergi vermeyenlerin affedilmeyip, cezalandırılacaklarına güvenilmesi, (iii) Devletin vergi kaynaklarını doğru önceliklerde ve etkin olarak kullanacağına güvenilmesi, (iv) Kamu sektörü temsilcilerinin kendi çıkarlarını toplumsal çıkarların önüne koymayarak vergi gelirlerini kendi yandaşlarına yöneltmeyeceklerine güvenilmesi.

Bu konuyu daha net açıklamak için iki profesörün yapmış olduğu bir deneyi inceleyelim: Dört kişilik bir grubun üyelerine yirmişer tane bilet veriliyor ve bu biletleri grubun menfaati için bir yatırımda kullandıklarında her üyenin 0.4 bilet kazanacağı belirtiliyor. Dolayısıyla, eğer herkes kendi biletini grup menfaati için kullanırsa her yatırım yaptıklarında grup üyeleri bir bilet verip, 1.6 bilet kazanmış olacaklar. Ancak, gruptan bir kişinin bu yatırımı yapmaması durumunda onun getirisi kullanmadığı kendi bileti ve diğerlerinin yatırımlarında kazandığı 1.2 bilet olmak üzere 2.2 bilet oluyor. Bu nedenle, gruptan bazıları yatırım yapmaktan vazgeçip diğerlerinin bu yatırımı yapmasını bekliyorlar. Sonunda grup olarak yeterli yatırım yapılmadığı için toplamda 32 bilet kazanma şansı varken, bu fırsat kullanılmamış oluyor. Bu araştırmalar toplumda bir kesimin bencil olduğunu ve bu tip durumlarda kendi biletlerini toplum yararı için kullanmayacaklarını, bir kısmının toplumsal duyarlılıklarının yüksek olduğunu ve genellikle biletlerini toplumsal yatırım için kullanacaklarını, ancak toplumun çok büyük bir ksımının kendi biletlerini kullanmakla ilgili kararlarını diğerlerinin kararlarına bakarak verdiklerini gösteriyor.

Bu çalışmanın ikinci aşamasında grupta biletini yatırımda kullanmayanların açıklanması ve isteyenlerin 0.3 bilet vererek bencillik yapanlardan bir bilet azaltma yapabilme hakkının tanınması sağlanmış. Bu durumda cezalandırma yapanların bir kazancı olmamasına karşın grubun kendi içinde cezalandırma yaparak, grup disiplinini sağladığı gözlenmiş.

Bu nedenle, insanlar komşularının veya rakiplerinin ciddi bir risk almadan vergiden kaçınabileceğine inanıyorsa, kamu sektörünün kaynakları israf ettiğne veya daha da önemlisi kamu yöneticilerinin kaynakları kendi yandaşlarına yönelttiğine inanıyorsa vergi toplanması konusunda toplumsal uzlaşma sağlanamıyor. Bu durmda da toplum olarak kendimizi geleceğe hazırlayacak yatırımları yapacak kaynakları harekete geçirmeyerek bindiğimzi dalı kesmiş oluyoruz.

Özetle, kayıt dışılığı azaltmak ve toplumsal yatırımları artırabilmek için bir taraftan vergi oranlarını azaltırken, diğer taraftan da yolsuzlukların, verimsizliklerin önlendiği ve kayıt dışında çalışanların cezalandırıldığı konusunda toplumun güvenini kazanmak gerekiyor. Güven gelişmenin temelidir.