Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Verimliliği Artıran Şehirler

Dünyada şehirleşme ve ekonomide hizmet sektörünün payı her geçen gün artıyor. Her geçen gün daha çok insan şehirlerde yaşıyor. Üstelik bu insanların ekonomiye katkıları da yüksek. Bu nedenle, şehirlerde verimliliği artımak ülkelerin refah düzeylerini artırmanın araçları arasında yer alıyor. Ayrıca, küresel ısınma, su kullanımı, enerji verimliliği, atık yönetimi gibi konularda küresel bir iyileşme sağlamanın yolu da şehirlerdeki verimliliği artırmaktan geçiyor.

Ancak, belki hepsinden önemlisi zaman kullanımı. Çünkü vakit, nakittir. En çok katma değer yaratan insanların bulunduğu mekanlarda, şehirlerde, bu insanların zamanlarını etkin kullanmak refah düzeyini artırmada öncelik olmalı. Bugün ülkelerin ekonomik gelişimini sağlayan en önemli faktörlerden birisi özellikle şehirlerde odaklanan beyin gücünün verimli çalışmasıdır. Hizmet sektörünün önemi tüm ülkelerde hızla artmaktadır. Oysa, üretimde verimliliği sağlamak için fabrikalarda malzeme akışkanlığını artırmak üzere önemli yatırımlar yapılmasına karşın, şehirlerde bu değerli kaynak olan insanların akışkanlığı trafik nedeniyle her geçen gün azalmaktadır. Bu da ülke ekonomilerinin gelişimi açısından önemli bir sınırlama getirmektedir. Yollarda geçirdiğimiz zamanın yarısını çalışmak için kullanabilsek çok önemli verimlilik artışları sağlayabiliriz. Aynı zamanda hayatımızdaki stres oranın, trafikte kaza olasılığının ve enerji tüketiminin azalması yaşamımızdaki sağlık düzeyini de olumlu etkileyecektir.

Bu nedenle, ilk önce yönetim anlayışımızda değişimi gerçekleştirmeliyiz.  İlk adım olarak şehircilik yönetiminde birinci önceliği şehirde yaşayan insanların zamanlarını verimli kullanmak olarak belirlemenin önemini kavramalıyız.

İkinci adım olarak sosyal fizibilite kavramını içselleştirip, yatırım kararlarını verirken sosyal fizibilteye dayandırmalıyız. Bu nedenle, ekonomik fizibiliteler yapılırken sadece kamu sektörü aşısından değil, aynı zamanda toplum olarak üstlenilecek maliyetler de gözönüne alınmalı. Örneğin, İstanbul’un en işlek caddelerinde yapılan iyileştirme çalışmalarının ekonomik fizibilitesi sadece projenin ihale bedelinin en düşük bedelle gerçekleştirilmesi mantığı ile yapılırsa, o yolu kullanan vatandaşların yapım süresince üstlenmek zorunda kalacakları zaman maliyeti, benzin maliyeti, stres nedeniyle sağlık maliyeti, artan kazalar nedeniyle oluşan maliyetler gözönüne alınmazsa proje aslında en ekonomik şekilde gerçekleştirilmek üzere planlanmamış olur. Bu faktörlerin ekonomik fizibilite içerisinde değerlendirilmesi projenin günde 24 saat çalışılarak uygulanmasının en ekonomik yöntem olacağını gösterir.

Üçüncü adım olarak, teşvik sistemlerimizi şehirlerde verimliliği artıracak şekilde oluşturmalıyız. Örneğin, ücretini yaptığı işin yüzdesi olarak alan bir mimarın inşaatla ilgili olarak vereceği kararlarda ekonomik olmayı mı seçeceği, yoksa estetik konulara mı odaklanacağını sorgulamıyoruz. Oysa, insanların belki de en önemli yatırmlarından birisi konut yatırımları. Bu nedenle, konut yapımında maliyetleri etkileyen en önemli kişilerden birisi olan mimarları nasıl teşvik ettiğimiz, aslında toplumsal olarak kaynakları ne kadar etkin kullandığımızı önemli ölçüde etkileyebilir. Yine konut alımlarında temel faktörün satın alma fiyatı olması ve konutun yaşam süresince kullanım masrafları konusunda bir bilginin standart olarak sunulmaması, genellikle evlerin enerji tasarrufu açısından yeterli yatırımın yapılamadığı mekanlar olmasına yol açıyor. Özellikle enerji fiyatlarının ve enerjide dış bağımlılığının çok yüksek olduğu bir ülkede kaynaklarımızı yeterince etkin kullanmamış oluyoruz.

Teşvik sistemlerindeki eksikliklere bir örnek olarak da enerji tasarrufu konusuna yeterince eğilinmemiş olmasını verebiliriz. Dünyada sürekli gelişen enerji talebini karşılamak üzere bir taraftan yeni enerji kaynaklarının gelişimi için yatırımlar yapılırken, diğer taraftan da enerji kullanımını kısacak yatırımlar göz ardı edilmemeli. Hatta, Türkiye gibi enerji kaynakları kısıtlı, ancak enerji kullanımı yükselen ülkelerin enerji tasarrufu için yapacakları yatırımlar petrol kaynağı bulmaktan daha etkin bir yatırım olabilir.

Oysa, enerji tasarrufu getirecek yatırımların önünde yapısal engeller var. Öncelikle piyasa dinamikleri ve enerji politikaları tasarrufu yeterince teşvik etmiyor. Örneğin, tüketiciler kullandıkları aletlerin ne kadar enerji tükettiği konusunda yeterince bilgi sahibi değiller; zaman zaman siyaseten düşük tutulan enerji fiyatları veya elektrik ücretlerinin ödenmemesine göz yumulması (kayıp kaçaklar); kiralık konutlarda enerji tasarrufu getirecek yatırımların yapılmasında kiracı/ev sahibi çıkarlarının farklılaşması; sermaye birikiminin sınırlı ve finansal kaynakların pahallı olması enerji tasarrufu yatırımlarının yeterince yapılamamasına neden oluyor.

İnsan alışkanlıklarının eseridir. Alışkanlık değiştirmek de pek kolay değildir. Ancak, alışkanlıkların değişmesini teşvik edecek mekanizmalar kurabilirsek değişim daha kolay olur. Örneğin, elektrik ve gaz dağıtım şirketlerinin kârlarının tüketimin artmasıyla orantılı olarak artıyor olması enerji tasarrufu konusunda tüketicilere en etkin bilgi akışını sağlayacak bu şirketlerin bu konuda herhangi bir girişim yapmamalarına neden olmaktadır. Düzenleyici kurumlarca fiyat yapıları denetlenen bu şirketlerin, tüketicilere enerji tasarrufunu özendirecek bilgi akışı ve teşvikler sunmaları durumunda kârlılıklarını artırabilecekleri mekanizmaların geliştirilmesi de enerji tasarrufu yatırımlarının artmasına neden olur. Bir başka örnek olarak, enerji kullanan aletlerle ilgili standartların belirlenmesi, enerji verimliliği yüksek olanlara vergi teşvikleri verilmesi ve ev aletlerinin satışında sadece ilk alım fiyatının değil, aynı zamanda kullanımı sırasında oluşturacağı enerji maliyeti ile ilgili bilginin de sunulma zorunluluğu getirilmesi de faydalı olur.

Dördüncü adım olarak, özellikle tasarım aşamasına müdahale edilmesi gerektiğini anlamalıyız. Bu konuya örnek olarak şehirlerde en önemli sorunlar arasında yer alan trafik konusunu kullanalım: İnsanlar uyanık saatlerinin yaklaşık %10’unu bu taşıma araçlarında geçiriyorlar. Trafik kazalarında hayatlarını kaybedenler, savaşlarda hayatlarını kaybedenleri aşıyor. Küresel ısınmanın temeli olan gazların üretiminin yarıdan fazlasını otomotiv sektörü üretiyor.

Maalesef şehirlerdeki yolların gelişim hızı otomobil sayısındaki artışı yakalayamıyor. Peki o zaman aynı yollardan daha fazla trafik akışı nasıl sağlanabilir? Otomobil tasarımında farklılık yaratarak!

Çevremizdeki otomobilleri izleyecek olursak bu otomobilllerin en az beş kişilik kapasiteye sahip olmasına karşın, büyük bir çoğunluğunun kullanıldıkları zamanın çok önemli kısmında (yaklaşık %90’ında) bir, bilemediniz iki kişiyi aşmayan bir kullanıma sahip olduklarını görürüz. Bu nedenle, aslında otomobillerin en az yarısı boş olarak son derece sınırlı olan yol altyapısını işgal ediyor!! Bu sırada dünyada savaşlara neden olan, küresel ısınmaya olumsuz katkıda bulunan petrol kullanımı da lüzümsuz bir şekilde artıyor!! Ayrıca, otomobillerin kullanılmayan yarısının üretimi için harcanan çelik, enerji, emek gibi maliyetler de göz önüne alındığında, kıt kaynaklar dünyasında otomobillerin mevcut tasarımları ile ne kadar önemli bir verimsizlik kaynağı olduğu ortaya çıkar.

Otomobillerimizi genişliği bugünkünün yarısı kadar olacak sekilde, (hatta belki gerektiğinde iki tanesini yanyana getirerek bugünkü hale getirilecek şekilde) tasarlasak, kaç kişi iki otomobil birden alır? Bunlardan kaç tanesi her gün ikisini birden iş götürme çabasında olur? İki şeritli yollarımızı, dört şeritli yapsak ve şeritleri ikişer olarak kullananlardan daha yüksek vergi alsak acaba trafikteki akışkanlığımız ne kadar artar? Şehirlerimizdeki verimlilik ve ekonomik büyüme hızımız ne kadar artar? Dışa bağımlı olduğumuz petrol kullanımındaki verimliliğimiz ne kadar artar? Kaza ve stres seviyesindeki azalma nedeniyle, yaşam kalitemiz ne kadar artar?

Tasarım konusunu sadece otomobillerin tasarımı olarak değil, aynı zamanda yolların tasarımı olarak da değerlendirmek gerekir. Özellikle İstanbul’da yol tasarımında en eğitimsiz gözün bile kolayca saptabileceği ciddi tasarım hataları her gün binlerce kişinin trafikte çile çekmesine neden olmaktadır.

Yollarda geçirdiğimiz zamanın yarısını çalışmak için kullanabilsek çok önemli verimlilik artışları sağlayabiliriz. Aynı zamanda hayatımızdaki stres oranın, trafikte kaza olasılığının ve enerji tüketiminin azalması yaşamımızdaki sağlık düzeyini de olumlu etkilemiş, küresel ısınmanın önlenmesine de önemli bir katkı yapmış oluruz.

Son olarak, ülkemizin en önemli girişimcisi rahmetli Vehbi Koç’un ‘En pahallı deneyim, kendi edindiğiniz deneyimdir. Bu nedenle, başkalarının deneyimlerinden öğrenin’ sözleriyle ifade ettiği gibi en iyilerle kıyaslama yoluyla öğrenme hızımızı artırmalıyız.  Şehircilikte verimliliğin artırılması için bu konuda en çok ve en yeni deneyimlere sahip Çin’den öğrenmeye çalışmalıyız. Çin’de her sene birkaç milyon insanın yaşayacağı yeni şehirler yapılıyor. Bu şehirlerin tasarımında öğrenilenleri kendimize ders olarak almak şehirlerimizde verimliliği artırmayı hızlandıracaktır.