Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Yaratıcı Zekat

Büyük dinlerin ortak ilkelerinden birisi de toplumsal dengenin sürdürülebilmesi icin çevremizdekilerin sorunlarına ilgi duyma ve onlara yardım etme sorumluluğudur.

Çağımızda sadece iş dünyasında değil, toplumsal sorunların çözümünde de sadece daha çok kaynağı hareete geçirmek değil, aynı zamanda mevcut kaynakları da daha verimli kullanmak gerekiyor.

Bu nedenle sosyal sorumluluklarımızı yerine getirirken iyi yönetim ve yaratıcılık konularına önem vermeliyiz.
Toplum olarak kaynaklarını yenilikçilik ve yaratıcılık için kullananlar gelişme hızlarını artırarak başarılı oluyorlar. Projelere ve yeni girişimlere daha fikir aşamasında sağlanan finansmana da girişim sermayesi deniliyor. Girişim sermayesinin bolluğu test edilen fikir ve projelerin sayısını ve aralarından büyük başarılara ulaşanların çıkmasını sağlıyor.

Toplumsal sorunlara sahip çıkmak ve farklılık yaratmak için yola çıkan gönüllüler de girişim sermayesinden faydalanmaya başladılar. Bir başka ifadeyle sadece iş dünyasındaki yeni fikirler değil, aynı zamanda toplumsal sorunlara çözümler getirmeye çalışan projeler de girişim sermayesinden faydalanıyorlar.

İş dünyasında olduğu gibi kar amacı gütmeyen kurumlarda da girişim sermayesi sağlayan kişi ve kuruluşlar sadece bağış yapmakla yetinmeyip, projelerin başarılı olması için yönetimsel destek de sağlıyorlar. Çoğu kez bu destek projelerin başarısı için en az finansal destek kadar önemli. Özellikle gönüllü kuruluşlarda yönetim tecrübesi ve sistemleri özel sektördeki kadar gelişmemiş olduğundan bu desteğin önemi daha da artıyor.

Bağışçı olarak girişim sermayesi sağlayanların dikkat ettikleri bazı ortak özellikler var: (1) Projelerin gerçek bir ihtiyaca cevap vermesi; (2) Sağlanan bağışın güvenilir ve etkin bir yönetim kadrosu tarafından yönetilmesi; (3) İyi bir model oluşturulduğunda ekonomik olarak çağaltılma fırsatının olması; (4) Projenin dönemsel masraflarını karşılayacak gelir kaynaklarına sahip olması; (5) Proje sonuçlarının ve faydalarının düzenli olarak ölçülerek şeffaflıkla paylaşılması.

Ülkemizde de sosyal sorunların çözümünde bu anlayışın yerleşmesi önemli faydalar sağlayabilir. Ancak, öncelikle bağışçıların bağışlarını fiziksel yapılar oluşturmak üzere değil, soruna çözüm getirecek (belki de yeni bir fiziksel yapıya ihtiyaç duymayacak) projelere yönlendirme anlayışına gelmeleri gerekiyor. Örneğin, bir okul yaptırıp adını vermek yerine, okul kitaplarının daha güncel, yaratıcı ve kolay anlaşılabilir olmasını sağlamak çok daha büyük faydalar sağlayabilir.

İkinci anlayış değişimi ise gönüllü kuruluşların yönetimi ile ilgili: Vakıf ve derneklere zamanını ve/veya parasını bağışlayanların profesyonel kadroya ve yönetim sistemlerine yapılacak yatırımlara karşı cimri davranmaları bu kurumların gelişmesinin önünde önemli bir engel oluşturuyor. Örneğin ülkemizde de Eğitim Gönüllüleri Vakfının yaptırdığı “Eğitim Parkları” birçok profesyonel kurum ve kişiden bağışın yanısıra önemli ölçüde yönetimsel destek alarak başarıya ulaştı.

Değişim gerektiren üçüncü alan ise, bu tip kurumlarda sonuçlar yerine girdilerin başarı kriteri olarak kullanılması. Sağlanan faydanın yaygınlığı ve etkinliği ölçülmeksizin projenin başarısından söz etmek mümkün değildir.

Dolayısı ile güç de olsa sonuçları ölçmek için ayrılacak kaynaklar, proje verimliliğini artıracak önemli bir girdi olarak görülmelidir.

Son olarak, iş hayatında olduğu gibi gönüllü kuruluşlarda da yeni fikirlerin test edilmesinde riskten korkmak, yaratıcılığı sınırlandırır. Bu konudaki anlayışımızı değiştirmek, denenmemişi denemek sosyal konularda önemli atılımların başlangıcı olabilir.

Özetle, toplumsal sorunlarla ilgilenmeyi sadece bağışta bulunarak değil, aynı zamanda sonuç odaklı yönetimsel destek de sağlayarak ve yenilikçi çözüm önerilerinin test edilmesini sağlayarak gerçekleştirmeliyiz.