Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Yaratıcılık Zorunluluğu

Başkalarının yaptıklarını takip ederek, benzer faaliyetler yaparak rekabet avantajı elde etmek çok zor. Ancak yenilik yaptığınız zaman, süreçlerinizi ve yaklaşımlarınızı başkalarından daha hızlı iyileştirdiğiniz zaman bir rekabet avantajı yakalayabiliyorsunuz. Bu nedenle de hayat sanki bir sörf dalgasının üzerinde gitmeye benziyor. Ya dalganın üstünde olacaksınız, ya da altında kalıp ezilip gideceksiniz. Dalganın üstünde kalabilmek için son derece hazırlıklı olmak, ileriye bakmak, dalganın nereye gittiği konusunda fikir sahibi olmak gerekiyor.

Dünyanın önde gelen şirketleri yenilikçilik ve yaratıcılık konusunda kaynak da ayırıyorlar, yeni metodolojiler de deniyorlar. Bunların başında: yenilikçilik ve yaratıcılık için farklılıkların yönetimi geliyor. Herhangi bir ekip içindeki insanların her birinin niteliğinden daha önemli olan husus bunların birbirlerini farklı açılardan ne kadar tamamladıklarıdır. Enteresan bir şekilde benzer bir kavramın borsa yatırımcıları için de geçerli olduğunu biliyoruz: Borsada da başarı için önemli olan en iyi hisseyi seçmek değil, dengeli bir portföy oluşturmak, parçaların birbiriyle olan ilişkisi önemli. Yaratıcılık ve yenilikçilikte de bu kavram çok önemli. Bir başka ifadeyle, farklı kesimlerden, farklı bakış açıları olan, farklı yetişme tarzı olan insanları bir takımda buluşturduğunuz zaman bunun yenilikçiliğe ve yaratıcılığa daha büyük katkı sağladığı ortaya çıkıyor. Bir ülkeye ne kadar çok farklı yerlerden göç varsa, o ülkenin yaratıcılık kapasitesinin de o kadar yüksek olduğu gözlemleniyor. Örneğin, ABD’de National Science Foundation’ın yaptığı bir çalışmaya göre; özellikle 11 Eylül’den sonra vize konusundaki sıkı uygulamaların Amerika’nın yenilikçilik ve yaratıcılık kapasitesine zarar verdiği ortaya çıkmış.

Yenilikçilik ve yaratıcılık sürekli desteklenmediği zaman, rekabet gücü azalıyor. Bu nedenle göçü engellemeye çalışmak aslında işlerin başka bir yere göç etmesine neden oluyor. İşler başka bir yere gittiği zaman, o işlere destek veren hizmet sektöründeki gelişme de zedelenmiş oluyor. İşte bu nedenle de yenilikçiliği ve yaratıcılığı ortaya koyabilecek insanların bir araya geldiği ortamları yaratabilecek kuruluşların veya ülkelerin çok daha başarılı olduğu gözlemleniyor. Buradaki konu sadece ücret konusu değil, sadece o ülkenin yaşam şartları değil, özellikle bu konuda başarılı olan kişilerin en fazla bekledikleri husus kendilerinin sürekli olarak dalganın üzerinde kalabilmelerini, yani devamlı öğrenebilmelerini sağlayan bir ortam bulmaları. Dolayısıyla nerede bir iyi öğrenim ortamı varsa, yeniliçilik konusunda daha başarılı olma potansiyeli olan insanlar oraya yöneliyor. Öğrenme kesildiği zaman yenilikçilik azalmaya başlıyor. Bu kendi kendini besleyen olumlu bir döngü aslında. Ne kadar çok yenilikçilik ortaya çıkartabilirseniz, o kadar çok yenilikçilik üretebilecek insanları cezbediyorsunuz. Ne kadar çok bu nitelikteki insanları cezbederseniz, o kadar da olumlu sonuçla karşılaşıyorsunuz.

Ancak, vurgulanması gereken konu cazibenin temelinin sadece ücret, sağlanan imkanlar olmadığı. Özellikle bu nitelikteki insanlar için en önemli cazibe konusu, yaratıcılık potansiyelinin olduğu ortamı yaratmak. Yani insan, bilgi olarak, fikir olarak beslendiği ortamlarda bulunmayı arzu ediyor. Öğrenmediği zaman motivasyonu da, kendi üretme kapasitesi de azalıyor. Dolayısıyla sürekli öğrenmenin çok önemli olduğu ortaya çıkıyor. Hem kurumsal kültür olarak, hem de ortam olarak.

Örneğin, Nokia tasarım bölümünde çalışan mühendisleri altı ay yaşamak üzere California’ya gönderiyor. Çünkü en yenilikçi yaşam tarzının olduğu yerde başlayan trendlerin dünyaya yayılacağını hesaplıyorlar. Finlandiyalı bir mühendis California’daki yaşam tarzı hakkında bir bilgi sahibi olduğu zaman bundan birkaç sene sonra dünyada trend olabilecek bir kavramları yakalayabiliyor. Bir başka ifade ile mekan değiştirmek de yaratıcılığı tetikleyen unsurlardan bir tanesi oluyor. Çünkü insanlar bir yerde yaşamaya alıştıkları zaman oradaki düşünce kalıplarına da alışıyorlar.

Bir şirket yenilikçilik ve yaratıcılık kültürünü ne kadar yaygınlaştırabilirse, o kadar çok farklılık yaratabilir. Strateji biliminde üç temel yaklaşım var: Başkalarından daha ucuza üretmek, başkalarından daha pahalı ama daha farklı bir ürün/hizmet üretmek. Bir de belli bir müşteri kesitine odaklanarak onların istediğini, herkesin yaptığından daha iyi yapmak. Bu ana stratejileri uygulayabilmenin temelinde yenilikçilik ve yaratıcılık var. Çünkü, farklılık demek, yenilik demektir. Dolayısıyla hangi ana stratejik yaklaşımı benimserse benimsesin, şirketler için yenilikçilik çok büyük önem taşıyor.