Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Yerel Yönetim Reformu

Ülkemizde önemli bir reform süreci başladı. Kamu Yönetimi Temel Kanunu geçici maddeler haricinde TBMM’nce kabul edildi. Sırada İl Özel İdareleri, Belediyeler ve Büyükşehir Belediyeleri Kanun tasarıları var.

Bu kanunlarla kamu yönetiminin iyi yönetişim ilkelerine uyumlu hale getirilmesi hedefleniyor. Bu reform süreciyle, kamu yönetiminde şeffaflık, katılımcılık, hesap verebilirlik, etkinlik ve hizmetlerin hedef vatandaş kitlesine en yakın yerde üretilmesi ilkelerinin hayata geçirilmesi hedefleniyor.

Kamu yönetiminin girdi odaklı olmaktan çıkıp, sonuç ve hedef odaklı olmaya, vatandaş odaklı kaliteli hizmet anlayışına geçmesi ülkemizdeki vatandaş mutluluğunun artmasına yardımcı olacaktır. Ancak, bu reform sürecinin başarıya ulaşabilmesi için dikkat edilmesi gereken önemli hususlar var.

Öncelikle, Merkezi idare ile mahalli idareler arasında yetki ve görev paylaşımında, merkezi idarenin stratejik düzeyde etkinliği artırılırken, mahalli idarelerin operasyonel düzeyde esneklikleri ve kaynaklarının genişletilmesi faydalı olacaktır. Ancak, organizasyon tasarımında merkezi idare, bölgesel kalkınma ajansları, il özel idaresi ve belediyeler arasında yetki ve sorumluluk dağılımının net olarak belirlenmesi gerekir. Bir üst düzeydeki planlarla yerel uygulamanın uyumunun ve tutarlılığının sağlanması yönetimde verimlilik ve etkinlik ilkeleri açısından önem taşımaktadır.

Ayrıca, ülkenin etkin yönetimi açısından çok sayıda ve farklı boyutlardaki illerin temel yönetim birimi olmaları da sıkıntı yaratmaktadır. Ancak, Türkiye’de popülist yaklaşımlarla ulaşılan il sayısının azaltılması siyasi olarak güçtür. AB ile uyum çerçevesinde gündeme gelecek olan bölgesel kalkınma ajanslarının ülkenin idari yapısı içerisinde doğru konumlandırılması bu konuda yönetimsel bir rahatlama sağlayabilir. Bu nedenle, yerel yönetim reformu sadece bugünkü yapıyı değil, aynı zamanda yakın gelecekteki gelişmeleri ve ideal yönetim yapını da göz önüne alarak hazırlanırsa daha kalıcı olur.

Reformun benimsenmesi ve başarısı açısından, merkezi yönetimin, yerel yönetimlerin ve sivil toplumun eğitimi ve yerel düzeyde yeni görevler üstlenecek kurumların ve kişilerin kapasitelerinin geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Örneğin manalı bir katılımcılığın sağlanması için sadece kanuni değişiklikler değil, aynı zamanda tüm aktörlerin davranışlarında da değişim gerekir. Dolayısıyla, uygulamanın gerekli eğitim ve yapılanmalara fırsat tanıyacak bir geçiş süreci içerisinde ele alınması önem taşımaktadır. Henüz mevcut sorumluluklarını yerine getirmekte güçlük çeken bazı küçük belediyelere geniş yetki ve sorumluluğun hiçbir hazırlık dönemi öngörülmeden devredilmesi sorun yaratabilir. Bu nedenle, yerel yönetim reformunun öncelikle, kurumsal yönetim kapasitesi daha gelişmiş konumda olan, büyükşehir belediyelerinde uygulamaya alınması ve diğer belediyelerde uygulamanın daha sonra başlatılması yerinde olacaktır.

Yerel yönetim reformunun insan kaynakları konusunda performans yönetimi ve liyakat ilkesini esas alan kapsamlı bir reform ile birlikte ele alınması uygulamanın etkinliği açısından önem taşımaktadır. Liyakat ilkesini hayata geçirecek bir dönüşüm gerçekleşmeden belediye yönetimlerinin işlevlerini ve kent halkına götürdükleri hizmet türlerini genişletmek, daha fazla kaynak kullanır hale getirmek eksik ve yetersiz bir reform olarak kalacaktır. Kamu çalışanlarının önemli bir kısmının yerel yönetimlere devredilmesi, yetkinlik gelişimi ve tarafsızlık açısından büyük önem taşıyan rotasyon uygulamalarını sınırlandırmamasına dikkat edilmelidir.

Yerelleşmenin ve buna bağlı olarak demokratikleşmenin önkoşullarından biri, halkın seçtiği yerel yönetimin o halk tarafından ödenen vergileri kullanabilmesidir. Kuşkusuz bir kent ya da il halkının ödediği tüm vergilerin, o insanların günlük ve ortak gereksinmelerini karşılayan yerel yönetimler tarafından kullanılması söz konusu olamaz. Bu kaynakların bir kısmı merkezi yönetim tarafından kullanılacak, bir kısmı da daha yoksul yörelerde ya da kentlerde yaşayan insanların yaşam düzeyini yükseltecek dayanışmacı bir anlayışla sarf edilecektir. Ancak, halkın hesap sorma mekanizmasını işletebilmesi amacıyla yerel yönetimlerce özkaynakların daha yüksek oranda kullanılması için yerel yönetimlere bir kısım vergilerin devredilmesi; bunların tavan-taban oranlarının merkezce yasa ile belirlendikten sonra, tahakkuk ve tahsilinin yerel yönetimlere bırakılması yerinde olacaktır. Yerel yönetimlere, sınırları içinde merkez yönetimince tahsil edilen vergilere, yerel meclis kararı ile yüzde ekleme yetkisi de tanınabilir. Hizmetlere kaynakları yetişmeyen yerel yönetimlere, ülke çapında kurulacak bir “mali denge sistemi” aracılığıyla şeffaf ve objektif ölçüler içinde yardım yapılabilir.

Borçlanma ile ilgili olarak; Hazine borçlanmasının yoğun olduğu gerçeği karşısında mahalli idarelerin (ve özellikle büyükşehir belediyelerinin) ağırlıklı olarak tahvil ihracı suretiyle iç piyasaya girmeleri uyumsuzluk yaratabilir. Bu nedenle yerel yönetimlerin borçlanmaları için İçişleri Bakanlığının yanı sıra, Hazine Müsteşarlığının da uygun görüşünün alınması gereklidir. Yerel yönetimlerin borçlanabilmeleri ile ilgili olarak, şeffaf bir süreç içinde, net ve muhafazakar ölçülerde kriterler belirlenmesi gereklidir. Yerel yönetimlerin borçlanmalarının (merkezi hükümet tarafından resmi bir garanti verilmese dahi, zımni sorumluluk nedeniyle) kamu borçlanmasına konsolide edilmesi ve ayrı bir kalem olarak görülebilmesi de sağlanmalıdır.

Yerel yönetim reformunun başarılı olarak uygulanabilmesi için mali denetimin yanı sıra performans denetimi konusunda da kurumsal altyapı ve süreçler oluşturulmalıdır. Özellikle, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı’nda teftiş kurullarının lağvedildiği düşünülecek olursa iç denetimin işlerliği konusu öncelikle ele alınmalıdır. Yerel yönetimler için mutlaka bir iç denetim mekanizması oluşturmak gerekmektedir ve bu sorunun çözümü için TBMM’ye bağlı, belli bir özerkliğe sahip bir yerel yönetimler denetim kurulu oluşturulması düşünülebilir. Dış denetim sorumluluğunu, özellikle bugünkü yapısıyla Sayıştay’ın etkin bir performans denetimi olarak yerine getirmesi çok zordur. Bu altyapısal sorunun üstesinden gelebilmek için bölgesel Sayıştayların kurulması düşünülebilir.

Ayrıca, katılımcılığı geliştirmek için (i) vatandaşlara ve sivil toplum kuruluşlarına belediye meclislerinde belli oturumlarda soru sorma hakkı tanınması, (ii) yerel yönetim karar ve işlemleri ile ilgili belgelerin örneklerinin temin edilebilmesi, (iii) yerel yönetim kararlarının ve uygulamalarının hukuka aykırılığı iddiası ile mülki idare amirleri, belediye meclis üyeleri ve tüm seçmenlerin yargıya başvurma hakkı olması, (iv) belediye encümenlerinde belediye meclisindeki oranlar esas alınarak muhalefetin de temsilinin sağlanması dikkate alınması faydalı olabilir.

Özetle, böylesi önemli bir reform yapılırken hem yapısal organizasyonun yetki ve sorumlulukları net olarak tanımlanmalı, hem de davranışsal alışkanlıkları değiştirecek insan kaynakları sistemleri ve değişim yönetim süreci birlikte ele alınmalıdır.