Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Zihinlerdeki Sınırları Aşmak

Günümüzde büyümenin önündeki en önemli engel ülke sınırları değil, zihinlerdeki sınırlar. Ekonomik ve teknolojik gelişmelerle gelen küreselleşme, ülke sınırlarının önemini azaltıyor. Sadece ekonomik olarak değil, kültürel olarak da beğenilen ve değer yaratan ürünler, sadece üretildikleri ülkede değil, aynı zamanda tüm dünyada talep görebiliyorlar.

Ancak, değer ve beğeni yaratmak üretim aşamasından önce daha tasarım aşamasında pazara küresel bir bakış açısıyla bakmayı gerektiriyor. Ürün markasının kolay telaffuz edilmesinden, farklı kültürlerde yanlış anlamaya sebep olmayacak anlam içermesine kadar bir çok aşamayı baştan düşünmek, yapılacak yatırımların rekabetçi olması açısından önem taşıyor.

Bugün Türkiye, ihracatı $50 milyarı aşan ve dünyanın en büyük 18. ekonomisi olan bir ülke olarak bölgede önemli bir fırsat yakalamıştır. Türkiye, Balkanların, Kafkasların ve Orta Doğunun ekonomik merkezi olabilecek konumdadır. Ancak bunun gerçekleşebilmesi için hem dış politika anlayışımızı bölge ülkelerinin liberal ekonomiye ve demokrasiye geçişini aktif olarak destekleyecek şekilde yönlendirmeli, hem de iş dünyası olarak bakış açımızı ülke sınırları ile sınırlandırmayarak çevremizdeki 300-400 milyonluk bir pazarı hedefleyecek şekilde geliştirmeliyiz.

Toplam dış ticareti içerisinde komşularıyla yapılan ticaretin oranı olarak dünyanın belki de en düşük oranına sahip ülkelerinden biri olan Türkiye’nin gelişme potansiyeli gerçekten yüksek. “Yurtta sulh, Cihanda sulh” doktrinini “İçe odaklı, komşularla sınırlı ilişki” bir anlayış olarak algılamamalıyız. Komşuları, iç huzur açısından tehdit olarak değil, gelişme potansiyeli yüksek, ekonomik ve kültürel açıdan doğal bir pazar olarak görebilmek, tüm bölgenin refah düzeyini ve barış potansiyelini geliştirecektir.

Kuzey Irak’ın, Suriye’nin, Ermenistan’ın, Gürcistan’ın, Kıbrıs ve On iki adanın ekonomik açıdan gelişmesini sağlamak üzere yapılacak girişimler, Türkiye’nin de gelişmesini tetikleyecektir. Bu gelişme özellikle de gelişmeye daha çok ihtiyaç duyduğumuz bölgelerde gerçekleşecektir. Rusya ve İran ile geliştirilecek ekonomik ilişkiler, güvenlik boyutuna da olumlu yansıyacak ve karşılıklı fayda sağlayacak bir yaklaşım olacaktır.

Günümüz ekonomilerinde, şirket değerlerini belirleyen önemli parametrelerden biri de hizmet verilen müşteri sayısıdır. Türkiye’nin çevre ülkelerinde büyük pazarlar var. Bu ülkelerdeki şirketlerin değerleri düşük. Bizim bu ülkelerle hem kültürel yakınlığımız hem de onların geçirmesi gereken ekonomik transformasyon konusunda deneyimimiz var. Bu durum, Türk şirketlerine bir fırsat sunuyor: Henüz global oyuncuların ele geçirmediği bu pazarlarda hızla büyümek…

Global piyasalarda oyuncu olabilecek boyuta gelmeyi hedefleyen Türk şirketleri, bu fırsatı yakalayarak hızla hayata geçirmeli. Bugün Türkiye’nin en başarılı şirketleri arasında sayılan Efes, Enka, Migros (Ramstore) ve Ülker gibi şirketler yatırımlarını ve yaklaşımlarını bu anlayış ile gerçekleştirmektedirler.

Başarılı örneklerden ders almak, öğrenmenin ve gelişmenin temelidir. Çevremizin güç kaynağı olduğunu ve global oyuncu olabilmek için bu potansiyeli süratle hayata geçirme gereğini iyi anlamalıyız. Başarının anahtarı sadece ülke sınırlarını değil, aynı zamanda zihinlerdeki sınırları da aşmaktan geçiyor.