Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Davranışlarıyla Avrupalı Olan Türklerin Sayısını Artırmak

AB denince akla ilk gelen Türkiye’nin AB’ye üye olup olamayacağı, üyelik için daha neler yapılması gerektiği, Avrupalı’ların aslında bizi isteyip istemedikleri gibi konular oluyor. Aklımızın arkasında ise hep AB üyeleğinden ne kazanımlar elde ederiz beklentisi var.

Oysa, bakış açımızı daha uzun bir vadeye yayabilsek ve Türkiye’nin de üye olduğu bir AB’nin gelişmesine nasıl katkıda bulunabiliriz sorusuna odaklanabilsek, çok daha başarılı olabiliriz. AB vatandaşları açısından Türkiye’nin üyeliğinin bir maliyet değil, bir kazanım olarak algılanabilmesi için hem biz, hem de AB daha uzun vadeli bir hedefe odaklanmalı: AB’nin dünyaya örnek olmasına ve rekabet gücünü geliştirmeye.

Böylesi bir odaklanma, Türkiye’nin önündeki değişim sürecini bir zorlama, mevcut standartları arkadan takip ederek yakalama süreci olmaktan çıkarıp, belki de AB’ye bile örnek olabilecek uygulamaları içermesini sağlayabilir.

Diğer taraftan AB’nin, mevcut kazanımları korumacı bir anlayış yerine dünyaya örnek olmaya ve rekabet gücünü geliştirmeye odaklanması bu hedefe ulaşabilmek için Türkiye’nin üyeliğinin önemini artıracaktır. Türkiye gibi derin bir kültür, devlet geleneği ve dünya liderliği deneyimini bağrında bulunduran bir üyenin varlığı AB’nin bu hedefe ulaşmasına önemli katkıda bulunabileceğinin vurgulanmasını sağlayabilir.

Avrupa ile Türkiye’nin önünde tarihi bir fırsat bulunmaktadır: Önyargıların tarihin çöplüğüne atıldığı ve yüzyıllardır çatışmaktan bunalmış dünya insanına barış ve huzur getirebilecek bir dünyanın kurulabilmesinin mümkün olduğu müjdesini oluşturabilecek bir barış ve yönetişim modeli sunarken, rekabet gücünü de artırabilmek. Bu konuda başarı, ancak müzakerelerin kazan-kazan anlayışı ile yürütülmesi ile sağlanabilir.

Bu nedenle, Türkiye müzakere sürecinde kendi beklentilerini ön plana çıkaran bir yaklaşımı değil, soğukkanlılıkla ve parçası olmayı hedeflediği AB’nin bütünsel çıkarlarını geliştirecek bir yaklaşımı benimsemelidir. Kendisini dünyaya model olarak sunmayı hedefleyen ve rekabet gücünü geliştirmek isteyen bir AB’nin bu hedefe ulaşabilmesi için zaten Türkiye’ye ihtiyacı var.

AB’nin yenilikçilik ve yaratıcılık kapasitesini geliştirmeye, nitelikli genç iş gücüne, enerji kaynaklarına ulaşabilmeye, yaşlılarına bakım imkanları sunmaya, karar alma mekanizmalarını hızlandırmaya ve girişimcilik kültürüne ihtiyacı var. AB’nin bu konularda yapacağı her atılım, aslında Türkiye’deki potansiyeli geliştirmeye destek vermesiyle daha da etkin bir sonuç verecektir. Bu nedenle, Türkiye müzakere sürecinde AB’nin rekabet gücünü geliştirecek çözümler üretmeye odaklanarak daha da başarılı olabilecektir. Bu yaklaşım, AB’nin temel hedefi ile tutarlı olduğundan reddedilmesi ve geciktirilmesi güç olacak ve aynı zamanda Türkiye’nin gerçek bir değer yaratan ortak olarak kabul edilmesini kolaylaştıracaktır.

Bu yaklaşımı hayata geçirebilmek için bugünden kendisini Avrupalı gibi hisseden ve Avrupalı olarak davranan Türklerin Avrupa kurumlarında farklılık yaratacak yaklaşımlar ve varlık göstermesine ihtiyaç var. Bu nedenle, bu konuda yeterli birikimi olan Türk vatandaşlarının Avrupa ile ilişkilerde sadece Türkiye’nin üyeliğinin gündem konusu olduğu toplantılarda yer almanın ötesine geçerek, Avrupa’nın sorunlarına çözüm üreten, Avrupa’ya katma değer yaratan önemli kurumlarda ve toplantılarda etkin roller üstlenmeye teşvik edilmeleri gerekiyor.

Avrupa’nın önde gelen düşünce kuruluşlarının, sanat ve spor organizasyonlarını üstlenen kurumların, iş ve çalışma hayatını temsil eden sivil toplum kuruluşlarının yönetiminde ve faaliyetlerinde düzenli olarak yer alan ve bunlara maddi ve manevi katkıda bulunan Türklerin sayısını ve etkinliğini artırmalıyız. Belli bir koordinasyon çerçevesinde yetkinlik düzeyi yüksek vatandaşlarımızın bu yaklaşıma yönlendirilmesi AB ile ilişkilerimizin sağlıklı olarak gelişmesine önemli katkı sağlayacaktır.

Özetle, birlikte yaşayacağımız Avrupa’nın, rekabet gücünü geliştirmek için ülkemizdeki düşünürleri ve düşünceleri harekete geçirerek AB’nin geleceğini şekillendirmeye katkıda bulunmaya öncelik vermeliyiz.

Dr. Yılmaz Argüden